Reklam
NEDEN (SADAKA) ZEKÂT?
M. Fatih KAHRAMAN

M. Fatih KAHRAMAN

NEDEN (SADAKA) ZEKÂT?

28 Nisan 2020 - 23:34

"Namazı kılın, zekâtı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah'ın katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı noksansız görür." (Bakara, 110)

 

                Son din İslam'ın beş temel şartından; yani olmazsa olmazlarından birinin de zekât olması oldukça manidardır. Mal ile yapılabilen bir ibadet olması hasebiyle şarta bağlı temel bir esastır. Her şeyden önce dinen zengin olmak icap eder ki, bu farizayı yerine getirebilesiniz. Malın, son zamanlarda çeşitli nedenlerden ötürü canın yongası olduğunun iyice ortaya çıktığına şahit olduğumuz sürecin zekât anlamında bir kat daha önem arz ettiğini söyleyebiliriz. Bunca yokluk ve maddi kriz içerisinde herhangi bir karşılık beklemeden gelir ve kazancınızın hesabını yaparak nisap miktarı (dinen zengin sayılabilecek) maddi imkâna sahip olanlar usulünce zekâtlarını vermiş olarak mallarını (gelir ve kazançlarını) temize çıkarmış olacaklardır.

                Hikmet-i ilahi gereği olarak (bazıları kabul etmese de) Yüce Allah insanoğlunu birbirine muhtaç yaratmış ki uyum, ülfet, insicam, sevgi-saygı, muhabbet, ilgisiz kalmayıp sahiplenme ve toplumda sosyal barış bir çeşit sağlansın.  Sosyal bir birey olan insan, takdir edilir ki birçok işini, ihtiyacını tek başına göremeyebilir, göremez. Yani başkalarına illa ki muhtaç bir şekilde yaratılmıştır. Hepimizin Rabbi olan yüce Allah, biz kullarına farklı şekillerde sunmuş olduğu imkânlar çerçevesinde yeryüzünde sosyal adaleti, düzeni, huzur ve barışı biz kullarının temin etmesini isteyerek birtakım sorumluluklar yüklemiştir. İşte zekât da bunlardan bir tanesidir.

                "Göklerin ve yerin (ve bunların arasındaki her şeyin) mülkü Allah'ındır ve dönüş yalnızca (ve kaçınılmaz olarak) O'nadır. (Mutlak egemenlik Allah’a aittir.)" (Nur, 42)      

                Bu ayeti kerime gereğince mademki, bu âlemde her ne var ise, hepsi yüce Allah'ın mülküdür ve hepsi O'na aittir; aslında bize ait olan hiçbir şey yoktur ve biz sadece geçici bir süre emanetçiyiz. O halde olmayanlara kıyasla elinde nisap miktarı (para, akar, döviz, altın ve ticari gelir gibi)  mal bulunan inanmış kimselerin, her yıl (üzerinden bir hicri yıl geçmiş nisap miktarı malın) zekâtını hesaplayıp ilgili kimselere (Tevbe, 60) vermesi fukaranın lehine tahakkuk eden İlahî bir emirdir.

                Ancak gelin görün ki, günümüz dünyasında Müslümanlar yer kürenin en mümbit yerlerinde nimetler içinde yüzerken açlıktan, yoksulluktan, gıdasız ve bakımsızlıktan her gün ölüp gidenlerin varlığı yürekler parçalamaya devem etmektedir. Bu da şunu gösteriyor ki, zekât ibadeti yeterince ve gereğince eda edilmiyor. Dünya ağır basıyor. Madde insanları rehin almış, para yönetiyor birçoğumuzu. Hiç de bizim olmayan dünyanın kavgasını verir hale gelmişiz. Bu uğurda nice canlar yok edilmiş, ocaklar söndürülmüş, kan davaları güdülmüş ve nice mahkemeler hâlâ sürüp gitmektedir. Kimse benimki yeter bana demiyor, daha fazlasını istiyor. Birçoğu sahip olduklarını, kendi dişi-tırnağıyla ve alın teriyle elde ettiğini iddia ederek fakirler, yoksullar; şunlar-bunlar benim ortağım mı ki vereyim noktasına gelmiş bulunuyor. Ama meseleye bir de hakikat penceresinden bakılınca durum çok farklı görülecektir.

                Hayır hasenatın genel adına sadaka denilir ki, âlimlerimiz sadakayı dörde ayırmışlardır:

                1. Farz olan sadaka: Buna kısaca zekât denir. 

                2. Fıtır sadakası: Sadaka-i fıtır, her Müslüman'ın vermesi gereken vacip bir sadakadır. Ramazan ayı içerisinde bayram namazından önce verilir. Buna fitre de denir. 

                3. Nafile olan sadakalar: Bu da kişinin Rabbimizin rızasını gözeterek verdiği sadakadır. Allah rızası için yapılan her güzel şey sadakadır.

                4. Sadaka-i cariye: Öldükten sonra da, amel defterimize sevap yazdıran sadakadır. Sadaka-i cariye, cami, yol yapmak, ağaç dikmek, çeşme, faydalı ilmi eser bırakmak gibi insanlara faydası dokunan her çeşit iyi iştir.

                İlgili birkaç ayet-hadis şöyledir:

                "Şüphesiz ki sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler var ya, (verdikleri) onlara kat kat ödenir. Ayrıca onlara çok değerli bir mükâfat da vardır." (Hadîd Suresi 18)

                "Herhangi birinize ölüm gelip de, "Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!" demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın." (Münâfikûn Suresi 10)

                "Her meşru ve güzel iş sadakadır." (Buhârî, Edeb 33; Müslim, Zekât 53)

                "Güçlü-kuvvetliyken, sıhhatin yerindeyken, cimriliğin üzerinde, fakir düşmekten endişe etmekteyken, daha büyük zengin olmayı düşlerken verdiğin sadakanın sevabı daha büyüktür. (Bu işi) can boğaza gelip de "falana şu kadar", "filana bu kadar" demeye bırakma. Zaten o mal vârislerden şunun veya bunun olmuştur." (Buhârî, Zekât 11; Müslim, Zekât,  92)

                "Âdemoğlu, malım malım deyip duruyor. Ey âdemoğlu! Yeyip tükettiğin, giyip eskittiğin veya sadaka olarak verip sevap kazanmak üzere önden gönderdiğinden başka malın mı var ki?" (Müslim, Zühd 3-4)

                "Sadaka belâyı def eder ve ömrü uzatır."( Heysemi, Mecmaü’z-Zevaid, III/63)

                Şartları uyanların mübarek Ramazan ayını da vesile bilerek samimane bir şekilde bu vecibeyi yerine getirmesi halinde toplumdaki garibanların yüzünün güleceğini ve üzerimize bir kâbus gibi çöken salgın koronavirüs gibi diğer bela, musibet ve afetlerin de bertaraf olmasına kesinlikle katkı vereceği asla unutulmamalıdır. Allah fiili ve kavli dualarımızı kabul buyursun temennisiyle hayırlı Ramazanlar.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar