ALLAH'IN YARDIMI NE ZAMAN GELİR?


“Ey iman edenler! Eğer siz (cihad ederek) Allah’a (dinine) yardım ederseniz, Allah da size yardım
edip (zafere ulaştıracaktır. Dünyada izzet ve hürriyeti, ahirette ise cenneti buluncaya kadar sizi hidayet üzerinde devamlı kılıp) ayaklarınızı sabit ve sağlam tutacaktır.” (Muhammed suresi, 7)
Biz kulların daraldığı, bunalıma düştüğü, bocaladığı, işin içinden çıkamadığı ve gücünü aşan şeylerle karşılaşıp çaresiz kaldığı zamanlarda; “Allah’ın yardımı ne zaman?” (Bakara suresi, 214) diye sorma derecesine geldiğimizde şayet cevabı doğru yerde aramazsak kim bilir daha ne kadar bekleriz?
Kimi maddi gücüne, kimi arkasındakilere kimileri de aklına ve yeteneklerine güvenerek tüm sorunları Allah’ın yardımını hesaba katmadan kendince bir şekilde çözüme kavuşturabileceğini ısrarla sürdürürse neticenin fiyasko olacağı açıktır. Başarı kısmen olsa bile kalıcı değil geçici olur…
Yüce Yaradan kulunun talebi doğrultusunda karşılık vereceğini beyan etmektedir. Örneğin:
“Rabbiniz buyurdu ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten
büyüklenen(müstekbir)ler; boyun bükmüş (hor ve hakir) kimseler olarak cehenneme gireceklerdir. (Mümin suresi, 60)
“(Artık) Ey iman edenler, sabırla ve namazla (Allah için sıkıntılara göğüs gerip engelleri aşmaya çalışarak, devamlı ibadet ve dua ile Benden) yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara suresi, 153)
“Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.” (Bakara suresi, 107)
“Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber müminler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır.” (Bakara suresi, 214)
“(Bedir'de) karşı karşıya gelen şu iki gurubun halinde sizin için büyük bir ibret vardır. Biri Allah yolunda çarpışan bir gurup, diğeri ise bunları apaçık kendilerinin iki misli gören kâfir bir gurup. Allah dilediğini yardımı ile destekler. Elbette bunda basiret sahipleri için büyük bir ibret vardır.” (Al-i İmran suresi, 13)
“İnkâr edenlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde azap edeceğim. Onların hiç yardımcıları da olmayacaktır.” (Al-i İmran suresi, 56)
“Ve onu hesap etmediği yerden rızıklandırır! Kim Allah'a tevekkül ederse, artık O ona yeter! Şüphesiz ki Allah, emrini yerine getirendir. Doğrusu Allah, her şey için bir ölçü koymuştur.” (Talak suresi, 3)
Meallerini verdiğimiz bu ayetler çerçevesinde durumu kendimizce bir değerlendirmeye tabi tuttuğumuzda sorunun hâşâ yüce Allah’ta değil, biz kullarda olduğu apaçık bir şekilde anlaşılacaktır. Başka bir ifadeyle Allah biz kullara muhtaç değil ki, biz O’na muhtacız. Fakat hiç ihtiyacımız yokmuş gibi davranıyoruz. Bizden önceki kavimleri, bilhassa peygamberleri ve onların başına gelenleri düşünüp muhasebe etmeden isyanları oynamak sadece inkâra götürüp işimizi daha çok zorlaştırır. En büyük hatalarımızdan biri de Müslümanların hata, yanlış ve kusurlarına bakarak Allah’ın dinini yargılamaktır. Sonra da düşmanları bırakıp mütemadiyen Müslümanları yerden yere vurarak
kahrını, kinini onlara kusmak... Bunu bugün aramızda yapan o kadar çok çıldırmış insan var ki!..
Genellikle şöyle bir hataya düşüyoruz; Allah halimizi görmüyor mu, verecekse versin, yardım edecekse etsin, biz O’nun dinini savunan ve korumaya çalışan kulları değil miyiz(?) Hatta bu konuda, sanki kendisi üzerine düşen her görevi ifa etmişçesine ukalaca haddini aşıp daha ileri giderek lisan-ı haliyle: Allah’ım, madem Sen mazlum ve mağdur Müslüman kullarına sahip çıkmıyorsun, o zaman ben de kafama göre davranıp Senin dininle alakamı kesiyorum
diyenlerin varlığına şahit oluyoruz. Namaz kılarken okuduğumuz Fatiha suresindeki: “(Ey Rabbimiz!) Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru olan yola ilet. Nimet verdiğin kimseler(Peygamberler, Sıddıklar, Şehitler ve Salihler)in yoluna. Gazaba uğramışların(Yahudilerin) ve sapmışların (Hristiyanların) yoluna değil” mealindeki ayetleri okurken acaba; bireysel değil topyekün gereğini yapıyor muyuz? Yoksa alışkanlık gereği dilimizin ucuyla bir solukta sureyi
okuyup geçiyor muyuz?
“Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, ant olsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.” (Bakara suresi, 120)
Sahi biz Allah’ı mı, yoksa ABD’yi, Rusya’yı, Çin’i vs.yi mi razı etmeye çalışıyoruz? Allah’ı razı etmeye çalıştığımızı iddia ediyorsak Allah’ın emir ve yasakları ekseninde ne kadar hassas davranıyoruz da O’nun bize yardım etmesini istiyoruz, etmeyince de isyan edip kahırlanıyoruz!.. Peki, bu şekilde nereye kadar devam edecektir?
Aslında sorun, ne kadar belliyse çözüm de o kadar ayan beyan bellidir. Bunu görebilmek için basiret ve feraset gerekir vesselam.