PİŞMANLIKLARIM, KEŞKELERİM
Şahin ALTINTAŞ

Şahin ALTINTAŞ

PİŞMANLIKLARIM, KEŞKELERİM

16 Haziran 2020 - 13:01

Bu yazıyı yazmak fikri Yaşar KEMAL öldüğünde, inancı Yücel HACALOĞLU öldüğünde doğdu. Öncelikle şunu söylemek gerekir ki ;birisinin vefat haberini aldığımda hemen onunla olan ilgimi ve alakamı zihnimde mukayese ederim. Çünkü vefat eden kişinin zenginliği, makamı veyahut gücü değil başta milletime, sonra bana ve ilgi alanıma, dünya insanlık tarihine ve medeniyet tarihine olan faydasına ve yakınlığına bakarım. İşte bu sebepten böyle insanların yani iyi işler yapmış insanların vefat haberini aldığımda ona karşı içimde bir mahcubiyet ve aidiyet duygusu oluşur. Örneğin; büyük bir edebiyatçı vefat etti ise ve ben ona vefatından önce hiç okumamış isem hemen tüm eserlerini okumaya çalışır, her konuşmasını dinlemek ve hayatına dair tüm ayrıntıları bilmek isterim. Aslında itiraf etmek gerekirse edebiyatla ve sanatla lise yıllarında kendi çabaları ile on beş yaşından sonra tanışmış birisi olarak edebiyata ve sanata dair birçok pişmanlıklarım, keşkelerim var. Çünkü hem maddi imkanların yetersiz olması hem de aileden gelen ilgi ve alakanın bulunmaması beni edebiyat ve sanattan yıllarca uzak tutmuş hatta benden kaçmıştır.

Bu yazı bir yönüyle bir pişmanlıklarımın itirafı bir yönüyle ise uyanmışlığımın mektubudur. Yaşar KEMAL öldüğünde yirmi yaşındaydım. Ben büyük ustayı göremeden o vefat etti ve daha nice büyük kalem kaderimin yanından geçti gitti. Yine Yaşar KEMAL gibi Yücel HACALOĞLU’nun vefat haberini aldığım da fakülte de ki sene bitirme sınavlarına hazırlanıyorum. HACALOĞLU’nun cenazesine katılmak imkanım vardı ama sınavlarımdan dolayı gidememiştim. Sanırım yaşadığım pişmanlığı ancak bunları kaleme alarak azaltabileceğim. Mehmed NİYAZİ benim yaşadığım çağda yaşamış ama ben onu görme şansını da kaçırmıştım, İstanbul da yaşıyordu ve yaşı ilerlemesi sebebiyle evinden çıkmıyordu ve ben yine tembellik edip onu görmeye gitmemiştim. Aslında artık dolup taştığım nokta bu yazının kaleme alınmasından günler evvel aramızdan ayrılan büyük şair Türk Edebiyatının ‘’Beyaz Kartalı’’ Bahaettin KARAKOÇ’la birlikte oldu. Fakülte de okuduğumun ikinci yılında ve üçüncü yılında birkaç kez Maraş’a gitmiştim ve büyük şairi ziyaret etmek hep Ankara’ya dönüş yolunda aklıma geliyordu ve ben sekiz saatlik yol boyunca pişmanlık içinde şairin şiirlerini okuyordum.

 

Şimdi itiraf etmekten çekindiğim bir şeyi itiraf etmek zamanı geldi diye düşünüyorum. Vefat haberini aldıktan sonra tanıdığım, birkaç on saat içinde dünya görüşüme ölümüyle 

yön vermiş bir insan; Ara GÜLER. Benim tanıdığım ilk foto muhabir. Ünvanının öyle olduğuna bakmayın, adeta bir sanat, edebiyat ve siyaset tarihçisi. O klasik ilmi tarihçiler gibi eğitim almamış bizzat tarihi doksan yıllık ömrü içerisinde yaşamış ve fotoğraf makinesi ile çekmiştir. Peki itiraf bunun neresinde ; İtiraf etmeliyim ki Ara GÜLER’i iyi ki ölümüyle tanımışım çünkü onu vefat etmeden tanısa idim , görme imkanım olup da göremediğim için ruhuma bir de onun ızdırabı yüklenecekti.

 

Bu yazıyı kaleme alırken kısa bir araştırma yapmak istedim. Ben yaşarken kimler yaşamış ve ben görememişim, tanımak fırsatını istemli veya istemsiz olarak kaçırmışım. Kimler yok ki Abdurrahim KARAKOÇ, Bahaettin KARAKOÇ, Levent KIRCA, Ara GÜLER, Münir ÖZKUL, Aydın Boysan, Memnun Kaygısız, Tuna Huş, Cemal Safi, Zeki Alasya, Halit Akçatepe…

 

 Liste tiyatro oyuncuları, yazar, şair, sinema oyuncuları derken uzayıp gidiyor ve geride beni teselli eden tek şey onların bıraktığı ve içinde kendilerinden bir parça bulabileceğim eserlerin var olması. Kıymetli olanın da onların eserlerini her zaman yaşamak ve yaşatmak olduğunu düşünüyorum. Yazıya Benite’nin bir sözüyle son vermek istiyorum;

Sanat eserleri, bir medeniyeti sonraki nesillere anlatan şahitlerdir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar