SIKINTIYI GÖRÜNCE İNSAN
M. Fatih KAHRAMAN

M. Fatih KAHRAMAN

SIKINTIYI GÖRÜNCE İNSAN

16 Nisan 2020 - 19:43


;İnsanın başına bir sıkıntı gelince, Rabbine yönelerekna yalvarır. Sonra Allah kendisinden ona bir nimet
verince, önceden yalvarmış olduğunu unutur. Allahın yolundan saptırmak için na eşler koşar. (Ey Muhammed!)
De ki: Küfrünle biraz eğlenedur; çünkü sen, muhakkak cehennem ehlindensin!" (Zümer, 8)
Şeytanla melek arasında gidip gelen insanoğlu girift ve karmaşık bir yapıya sahiptir. Onu çözebilene aşk
olsun! Çözmek isteyen mi, istemeyen mi daha fazla diye sorulsa; herhalde isteyenler çoğunlukta olurdu. Çünkü
insan her işini, aşını ve eşini onlar aracılığıyla; yani insanlarla halletmektedir.
İnsanlardan vezir de rezil de çıkmaktadır. Peygamber seçilip meleklerden daha üstün olanı da var,
şeytanlaşıp onu geçerek en aşağılık duruma düşeni de var. İnsanoğlu acelecidir (İsra, 11), zayıftır (Nisa, 28), çok
zalimdir (İbrahim, 34), fazlasıyla nankördür (Adiyât, 6), çok cahildir (Ahzab, 72) ve cimridir (Mearic, 19).
Çok zor bir süreçten geçtiğimiz herkesin malumudur. İnsanlar içinde tuzu kuru olanlar, bakımından önlem
alıp korunmasına kadar her türlü imkânı kullanarak diğerlerine göre avantajlı görünmektedirler. Lakin işler her
zaman istenildiği gibi gitmeyebiliyor. Bazen varlık içinde darlık, bolluk içinde yokluk ve onca imkân içersinde
imkânsızlık ve çaresizlik görülebilmektedir. Özellikle böylesine kapsamlı ve o kadar tedirgin edici küresel bir sınavla
karşı karşıya iken bana/bize bir şey olmaz deyip şımarmanın, laubali olmanın, zil takıp oynamanın da bir anlamı ve
lüzumu olmasa gerek...
Bir memleketi yok etmek istediğimiz zaman, o toplumun refaha gömülmüş seçkinlerine, zenginlikten
şımarmış elebaşlarına son uyarılarımızı iletiriz veya o şımarmış elebaşlarını komuta makamına getiririz, eğer onlar
günahkârca yaşamaya devam ederlerse o zaman üzerlerine azap ile ilgili hüküm gerçekleşir de, artık orayı yıkıp
yerle bir ederiz(İsra, 16)
Diğer taraftan Yüce Rabbimiz, insanları maruz bıraktığı ilahî imtihanlar; özellikle verdiği nimet ve nikmet
(şiddetli ceza ve azap) karşısındaki ahvali veciz bir şekilde ifade edip biz kullarına bildirmektedir:
(Rabbiniz) Size istediğiniz (ve ihtiyaç hissettiğiniz) her şeyden verdi. Eğer Allahın nimetini saymaya
kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür. (İnsanların
çoğu şükretmek yerine şekavete yönelmektedir.) (İbrahim, 34)
Ama insanoğluna gelince, ne zaman Rabbi onu imtihan edip, ikramda bulunup, ona nimetler verirse,
Rabbim bana layık olduğum için bu nimetleri vermiştir der. Ama onu yine denemek için rızkını daralttığı an
Rabbim beni küçük düşürdü diye sızlanır (Fecr, 15, 16)
Yetkililerin bizim ve evladımızla birlikte bütün milletimizin sıhhat ve selameti için dışarı çıkıp virüs kapma,
kaptığını da oraya-buraya taşıma diye evde kal! çağrısına aldırmayıp her gün vaka sayısını arttırmaya sebep
olanlar kabirlerinde tek başına ne kadar kalacaklarını da bir hesaplasalar ya!
Kırk yıl düşünseydik; dünya çaresiz kalacak, dışarı çıkılması yasaklanacak, gözle görülmeyen bir virüs dünyayı
kasıp kavururken insanları evine kapatacak, ezanlar okunacak ama toplu namaz ve hele de cuma namazlarına ara
verilecek, Kâbe (Allahın evi) bile ziyaret edilmeyip boşaltılacak diye aklımıza gelir miydi?
Durup dururken bunlar başımıza şöyle ya da böyle; sebebi her ne olursa olsun gelmişse faturayı şeytana mı,
ABD&ye mi, Çine mi, İsrail'e mi, virüsün kendisine mi yoksa kendimize mi kesmemiz gerekiyor? Başkalarını lanetleyip
suçlamak kolay, kolay da bu süreçten acaba bizim de bir suçumuz var mı diye pek düşünmüyoruz sanırım. Oysa yüce
Mevlâmız:;Size isabet eden sıkıntı ve musibetler kendi elinizle yaptığınız (yanlış işler) yüzündendir. Üstelik  (Allah
hatalarınızın) birçoğunu da affetmektedir (Şûra, 30) buyurmaktadır. Fakat görünen o ki, şımarıp helak olmayı hak
eden diğer kavimlerin fertleri gibi günümüz insanı da kendisine toz kondurmayıp, olup bitenden başkalarını sorumlu
tutmaya devam ederken kendince bir ders çıkarıp da toparlanmaya yanaşmamaktadır. Böyle de olunca artık
başımızdan belaların eksilmeyeceği ve daha şiddetli imtihanların -hafazanallah- bizleri beklediğini dile getirmek
kehanet olmaz herhalde...
...Şımarma, Allah şımarıkları sevmez! (Kasas, 76) ilahî buyruğu çerçevesinde, kul olarak üzerimize düşen
ne ise onu yapmanın bilincini taşımalıyız; hiçbir şekilde şımarmanın anlamı yoktur! Yüce Allah;ın (c.c.) katında, bir
tarağın dişleri gibi müsavi olan insanların birbirilerine karşı üstünlüğü ise sadecetakva iledir. Bugün dünyaya
baktığımızda Allahın azabına/gazabına uğramaktan korkup sakınmak demek olan takva neredeyse kınanası bir
durum haline gelmiş bulunmaktadır. İnsanlar artık parasına/puluna, makamına/mevkisine ve iriliği ile gücüne
güvenmektedir ki, Allah (c.c.) da bir virüs sayesinde tamamını aynı seviyeye çekmiş bulunuyor.
Biz kullar, Rabbimizle sadece dara ve sıkıntıya düştüğümüzde veya başımıza bir bela, musibet ve afet
geldiğinde irtibata geçip bir nevi pazarlık yaparcasına Sen bizi bu hengâmeden kurtarırsan Seni hesaba alırız der gibi
bir tutum, şımarıp haddini aşmak değil de nedir? O ki, kullarına şah damarından daha yakın iken; kulları na ne
kadar yakınlar ki sahi? O her şeyi biz kulları için yaratmışken biz kimin ve ne için yaşıyoruz diye düşünmemiz
gerekmez mi? Gerçekten düşünseydik herhalde vaziyet böyle olmazdı! Selam ve dua ile.
M. Fatih KAHRAMAN

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar