SADAKATİN NERESİNDEYİZ?
M. Fatih KAHRAMAN

M. Fatih KAHRAMAN

SADAKATİN NERESİNDEYİZ?

15 Haziran 2020 - 18:31

“Ey inananlar! Allah’a karşı saygılı olun ve özü-sözü doğru olanlarla beraber bulunun.” (Tevbe, 119)
Sözlükte, sağlam, güçlü ve içten bağlılık demek olan sadakatin can çekiştiği bir zamandan geçtiğimizi söylersek
herhalde çok abartmış olmayız.
Bir de sıddîkıyet var ki: Allah'ın iradesi doğrultusunda, O’nun iradesine muhabbetle teslim olarak yaşayan,
tevekkülde bulunan, Allah'a sadık, sadakat ve doğruluk ehlinin mertebe hâline sıddîkıyet denir. Bu da sadakat ve
doğrulukta en ileri oluş. Çok sadık olma hali. Velilik mertebesinin nihayeti. Peygamberlik mertebesinin bidayeti olan
makamdır.
Söz konusu dereceye ulaşan da tarihte tek bir kişidir ki o da Hz. Peygamber (s.a.v.)’in mağara ve yol arkadaşı, ilk
Halifesi “Sıddîkı Ekber” Hz. Ebubekir (r.a.)dir. Şimdiye kadar ikinci bir Ebu Bekir’imiz maalesef yetişmemiştir. Dolaysıyla
ayet ile peygamberlikten sonraki en yüce mertebe olduğu tescillenen sıddîkıyet mertebesi doldurulamadığı için üçüncü
derecedeki şehitlik, ümmet içerisinde ikinci dereceye yükselip yerini almıştır diyebiliriz.
Ebubekr(r.a.)’in sadakati başta Allah’a ve O’nun Resulü (s.a.v)’ne idi sonra da diğerlerine. Onun sıddîkıyet
derecesini nasıl aldığı birçoğumuzun malumdur. Bugün Ebubekir’ce bir imana sahip kaç Allah’ın kulu vardır diye
düşünecek olsak herhalde hiç bulamayız Onun gibisini.
Günümüz insanları bırakın Hz. Peygamberi, yüce Allah’ı bile sorgulayıp çeşitli nedenlerden ötürü beğenmez
olmuş; kimi egosunu, kimi makamını, kimi aklını, kimi de onu-bunu ilahlaştırma noktasına gelmiş bulunuyor. İslamî
camiada bile niceleri Peygamber insansa ben de insanım diyerek ukalaca sözüm ona Kur’an’la (sadece mealiyle) yetinip
Resulullah (a.s.)’ın sünnetini ya görmezlikten geliyor veya tamamen yok sayıyor.
Daha Allah’ına ve Peygamberine karşı samimi, dürüst ve sadık olmayan biri, arkadaşına mı, eşine, çocuğuna mı,
anne-babasına mı, müşterisine mi, akrabasına mı, devletine mi, vatandaşına mı sadık ve dürüst olacak? Aşağı-yukarı her
alanda ciddi bir sadakatsizlik problemi yaşanmaktadır toplumumuzda. Bunun birçok nedeni vardır elbette. Galiba en
büyük sebep de imanın, kalbe tam yerleş(e)meyip tabiri caizse günü kurtarmaya yönelik ve göstermelik bir rol yapma
şeklinde hayatımızda var oluşudur.
Sosyal hayat bağlamında hazmedilip amellerimize hakikaten yansıyan güçlü bir itikadımızın olmayışı bizleri her
alanda bir kargaşaya sürüklemiş bulunmaktadır. “İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanırsınız” vecizesinin
tezahürlerini birebir yaşıyoruz. Oysa:

 “Sadakat maddi endişelerle sınanmalıdır.”
 “Yemine gerek duymayacak kadar sadakat yoksa sıddîkıyet olmaz.”
 “İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah, yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah!”
 “Sadakat, ‘kâlu belâ’da verdiği sözün arkasında durmaktır.”
 “Sadakatsizlik nankörlerin işidir; nankörlük ise Allah’ın sevmediği huylardandır.”
 “Sadakat, dinde, evde, işte, çarşıda, pazarda, okulda, kışlada, hukukta, ticarette, siyasette, amelde,
muamelede kısaca her yerde olmalıdır.”
 “Sıddîkıyet, Allah ve Resulü bizim için her neyi emrettilerse o kesinlikle yapılması gereken şeydir, her
neyi yasakladılarsa ondan da kesinlikle kaçınarak yapılmaması gereken şeydir deyip tereddütsüz
benimseyip gereğince uygulamaktır.”
 “Sıddîkıyet, Allah’ın kitabından ve Resulünün sahih sünnetinden şüphe duymamaktır.”
Ebubekir’ce bir iman ve sadakat çok zor olsa da söz konusu mertebeye erişmenin yolu kısaca şu beş maddeden
geçmektedir: 1- Muhabbet, 2- Sadakat, 3- Teslimiyet, 4- Celadet (Yiğitlik), 5- Evveliyet. (M. E. Yıldırım)
Sözün özünü ilgili naslarla ifade etmek gerekirse:
“Doğru sözlü, doğru özlü erkek ve kadınlara Allah, bağışlanma ve büyük ecir hazırlamıştır.” (Ahzâb 35)
“Şüphesiz ki sözde ve amelde doğruluk hayra ve üstün iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir. Kişi doğru
söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğrucu) diye kaydedilir. Yalancılık, yoldan çıkmaya (fücûr) sürükler. Fücûr da
cehenneme götürür. Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı (kezzâb) diye yazılır.” (Buhâri, Edeb 69)
“Benim söylediklerime, hevalarını tabi kılmayan, bütün arzularıyla teslim olmayan tam anlamıyla iman etmiş
sayılmaz.”  (Beyhaki, el-Medhal, 188)
Sadıkların ekseriyette olduğu bir dünyada buluşmak niyazıyla.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar