BELİRSİZLİK VE GÜVENSİZLİK
M. Fatih KAHRAMAN

M. Fatih KAHRAMAN

BELİRSİZLİK VE GÜVENSİZLİK

01 Haziran 2020 - 15:55

“Bir insanı en çok belirsizlik yorar ve balkonlar ağlamak için vardır.”
“İşin içine bir kere güvensizlik girdi mi hiçbir şey eskisi gibi olmuyor.”
Bazen belirsizlik kararsızlığı, kararsızlıksa belirsizliği doğurur. Bu hal beraberinde korkuyu, endişeyi ve
pişmanlığı getirebilir. Aynı şeklide güven de hiç mi hiç yıpranmaması gereken bir erdemdir ki, özellikle günümüzde
çok arayıp da bulamadığımız şeydir.
Hayatın her safhasında ve oldukça önemli kararların arifesinde belirsizlik ve güven problemi yaşamak
tabiri caizse insanı bitiren iki mühim olgudur. İnsan takatinin yetmediği, bocaladığı, krize girdiği, çıldırdığı, adeta
delirdiği iki olgu… Zira hayatın idamesi zorlaşır. İstikrar olmaz, kafalar karışır, psikolojik bunalımlar yaşanır, sosyal
dengeler altüst olur. Girişim durur, üretim kurur. Bu vaziyet insanı her cihetten; birey, aile, toplum, millet ve
devlet olarak vurur. Tüm kurum ve kuruluşları kilitleyip işler yürümez hale gelince saç baş yoldurur.
Müslüman bir toplumda belirsizlik ve güvensizlik eğer baş gösterirse oranın Müslümanlığı sorgulanır.
“Müslüman, dilinden ve elinden diğer Müslümanların güvende olduğu kimsedir.”(Buhari, İman, 4/10)
Çünkü korku, çekinme ve şüphe duymadan inanma ve bağlanma duygusu anlamına gelen güven;
bireylerin birbirleriyle samimi ilişki kurmalarının temel şartı olup toplumsal huzur ve mutluluğun kaynağıdır.
Mümin ifadesi kul açısından, güven veren ve kendisine güvenilen kimse demektir. Yüce Rabbimiz açısından
ise, gönüllerde iman ışığını uyandıran, kendine sığınanlara emniyet, güvenlik, rahatlık veren, müminleri azabından
ve yarattıklarının hepsini zulümden emin kılan, kalplerde iman nurunu yakan, kullara huzur ve güven veren Allah
demektir. Hakkıyla inanmış bir kulun inşası bağlamında Allah’ın kitabında ve Resulünün sahih buyruklarında
belirsizlik ve güvensizlik iması dahi bulun(a)maz. Hâşâ öyle olsa emniyetli, bir Müslüman toplumdan
bahsedilemezdi. Ama bu dünyada yaşanan bir Asrı-ı saadet vardır. Ayrıca tarihen sabit güzel ve adilane günler,
zamanlar ve asırlar da gelip geçmiştir. Günümüz dünyasında huzur, barış, güven, istikrar ve kardeşlikten söz etmek
imkânsızdır.
Tepeden tırnağa, zerreden kürreye uzanan çizgide maddi-manevi tüm alanları belirsizlik ve güvensizlik
üzerinden değerlendirdiğimizde nasıl bir tablonun karşımıza çıkacağı ve çıktığı sanırım herkesin malumudur…
Şimdi ciddi olarak düşünelim: Bugün gerçek manada huzur, mutluluk, adalet, emniyet ve güven ne
derecede vardır? Eğer yoksa bunun nedeni nedir ve müsebbibi kimdir? Şayet bilerek birileri kargaşa ortamı
oluşturuyorsa bunun kime ne faydası vardır? Neden herkeste bir korku, endişe, umutsuzluk, kırgınlık, kırılganlık,
bitkinlik ve telaşla sağa-sola bir koşturmaca var? Bugün-yarın, genç-yaşlı, aile-toplum, idare-tebaa, işi olan-
olmayan, okuyan-okumayan, öğrenci-öğretmen, çalışan-çalışmayan, çalışkan-tembel, kadın-erkek vs. ikilemlerinin
tamamında belirsizlik ve güvensizlik vaziyetini görmek mümkündür.
Gerçi kimilerine göre neyin ne, nasıl ve nice olacağının bilinmemesi, “amaaan sen de işler olacağına
varır, endişeye mahal yoktur” kabilinden bir düşünceyle belirsizlik daha eğlenceli gelebilir. Hatta kimisi de bu
hususu, ‘muğayyabâtı hamse (beş bilinmeyen)’ zaviyesinden değerlendirip kadere bağlayabilir. Bazıları da
dünya yaratıldığından beri daima bir belirsizlik ve güvensizlik olmuştur. Dolayısıyla yapılabilecek çok fazla bir
şey yoktur. Zira ‘belirsizlik ilkesi’ diye de bir şey var diyerek; ‘battı balık yan gider’, ‘böyle gelmiş böyle gider’,
‘koca dünyayı sen mi düzelteceksin?’, ‘saldım çayıra Mevlâ’m kayıra’ ve ‘bana değmeyen yılan bin yaşasın’ gibi
özdeyişlerin ardına saklanıp zaman-zemine uyup teslimiyetçi bir ruhla kendisini akışa bırakmaktadır.
Kadere iman boyutu işin ayrı bir safhasıdır. Lakin irade, aklıselim, kalbi selim, vicdan ve tecrübelerden
hareketle ‘bir delikten iki defa sokulmama’ hassasiyeti göstererek önlem almak da bizatihi insanın kendi
elindedir. Yani bunca bozulma, kargaşa, belirsizlik ve güvensizlik hâşâ ki, dinden, peygamberden ve Allah’tan
kaynaklanmadığına göre sorunun çözümü de; fıtrata uygun adalet içre bir düzen kurmaktan geçse gerek. Aksine
belirsizlik için ; ‘tüm işkencelerin en kötüsüdür’ denilmiştir. Güvensizlikten kurtulmak için de galibe inanıp şöyle
demek lazımdır: “Kime güvenebileceğimi bilmiyorum ama kendime inandığım sürece herkesle baş edebileceğimi

biliyorum.” Bir de demişler ki: “Güvendiğiniz dağlara karlar yağdığında, en güzel çare dağ ile karı baş başa
bırakmaktır. Gün gelip karlar eridiğinde, dağ yolunuzu gözleyince en güzel cevap, başka bir dağdan selam
yollamaktır.” 
Belirsizlik ve güvensizliğin olmadığı ve ya en aza indiği huzurlu günler temennisiyle.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar