GÜNÜMÜZ ŞARTLARINDA DÜNYA MÜSLÜMANLARI
Dr. Şemsettin IŞIK

Dr. Şemsettin IŞIK

Dr.Şemsettin IŞIK

GÜNÜMÜZ ŞARTLARINDA DÜNYA MÜSLÜMANLARI

23 Mayıs 2020 - 14:33

Üzerinde yaşadığımız dünya gezegeni, şuan itibariyle 217 devlet arasında pay edilmiş bulunmaktadır. Bu devletler üzerinde 2,5 milyar Hıristiyan, 2 milyar civarında Müslüman, 35 milyonu Yahudi, geriye kalanı da Hinduist, Budist, Konfüçyanist, Şintoist ve benzeri dinlerden olmak üzere 7,7 milyar insan yaşamaktadır.

2 Milyara ulaşmakta olan bu Müslüman kitle, 57 farklı ülkede şu ya da bu şekilde hayatını sürdürmektedir. Dünya nüfusunun %20'sini teşkil etmekte olan Müslümanlar, birçok sahada olduğu gibi ekonomi de olması gerekenden 4 kat daha az bir oranda %5 pay alırken, İtalya veya Almanya’dan neredeyse geriye düşmektedir. Yine benzer bir durum, ilmî çalışmalarda da kendisini göstermektedir. Bir yılda Müslüman ülkelerinin tamamında yapılan bilimsel keşif ve icat, yazılan makale, alınan patent sayısı, küçücük bir İsrail kadardır. Üniversiteleri de dünya sıralamasında ilk yüzlerin içerisine zar zor girebilmektedir. Aynı durum, elektronik, bilgisayar, otomotiv, ilaç, ileri tarım teknolojileri gibi alanlarda pek farklı görünmemektedir. Beşeri ilimlerde de kayda değer pek fazla bir şey üretilemiyor. İlerisi de pek ümit vermiyor. Zira her ülke ve her İslamî gurup, kendini haklı ve hakkın temsilcisi, diğerlerini de batıl ve onun taklitçisi gibi görmektedir. Bu da bu ümmetinin duçar olduğu bir hastalık olmaya devam etmektedir. Bundan 

dolayı ülkeler arası kâmil mânâda eğitim ve öğretim programları koyamamış ve bunu sanayileştirememiştir. Hatta dost ve düşmanlarını bile tanımlayamamıştır.

Ne oldu ki, bu yüce ve asil medeniyetin sahipleri, âlemlerin yaratıcısı Rabbi, risaletin hatimi Muhammed (s.a.v) önderi ve bütün ilahî kitapların mütemmimi ve mükemmeli Kur’an-ı Kerim rehberi iken, geçmişteki izzetini kaybedip, bugünkü seviyelere ve durağanlığa düşmüştür. Dün ile bugün arasında onun nezdinde ne değişmiştir ki, eline ve diline bakılan ümmet olmaktan çıkıp, yerine başkalarının insafına terk edilme derekesine düşmeye ramak kalmış bir millet olmuştur.

Gerçi bu hususta birçok şey sayıp dökmek mümkündür. Fakat söylenilecek şeylerin çoğu, hafifletici sebepler arasında zikredilen şeylerden öteye geçmeyecektir. Esas nedene inmek ve onu söylemek, herkesin kendisiyle yüzleşmesini ve bu konuda üzerine düşen vebalı almasını gerektirmektedir. Bundan dolayı hep geçiştirilen ve başkalarına kaydırılan bir husus olmuştur.

Aslında bugün bu duruma gelmeye sebep olan şey, Müslümanın “ancak sana kulluk eder, ancak senden yardım dileriz” anlayışını, Allah’tan başka şeylere yöneltmesi; “biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik” diye taltif edilen Peygamberin örnekliğini hayatından çıkarılması ve “bu kitap, içinde asla şüphe olmayandır” diye tescil ve tembih edilmiş olmasına rağmen, kılıf ve raflarda mehcur (sürgün) bırakmasıdır.

Bu hazin durumdan kurtulmanın yolu da düşülen noktadan ayağa kalkmak ve samimi bir şekilde işe başlamaktır. Zira bu dinin Peygamberi, “din samimiyet (ve bağlılık)tır” diye boşuna söylememiştir.

 

Bir şeyin kutsallığı ne kadar fazla ise, istismarı da o kadar fazla olmuştur. Bugün Müslüman kitleye bakıldığında, birçoğunun ya sevap kazanmak ya da geçmişlerine sevap bağışlamak için Kur’an-ı Kerim’i okudukları görülmektedir. Aslında her iki maksatla yapılan okuma, hiçbir şekilde okuyucusunun pratik hayatına temas etmemektedir. Bu da dertlere deva olması için gönderilen ilahî reçetenin, ilaca dönüştürülmeden tedavi olmak için sürekli okunması benzer bir durum oluşturmaktadır. Dolayısıyla araç olan okuyuşlar, yanlış uygulamalar nedeniyle amaca dönüştürülmüş olmaktadır

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar