SAVAŞIN ÇOCUKLARI
Dr İmbat MUĞLU

Dr İmbat MUĞLU

KORONAVIRÜS BIR BIYO-TERÖR ARACI MI?

SAVAŞIN ÇOCUKLARI

09 Nisan 2020 - 23:48 - Güncelleme: 09 Nisan 2020 - 23:54


‘Sen ağlama çocuk
Seni ağlatanlar ömür boyu ağlasın...
Cehennem ateşleri yüreklerini dağlasın…’

402 yıl boyunca Osmanlı'nın barış, huzur ve adalet getirdiği Suriye bir çok medeniyete beşik olmuş,
bağrından alimler, evliyalar çıkarmış, mazluma kucak açıp muhacirler ağırlamış. Osmanlıdan ayrıldıktan
sonra zenginlikleri ve petrol yatakları gasp edilmiş, insanları önce Siyonist devletler tarafından sonra
yöneticileri tarafından köleleştirilmiş, ve topraklarına yaklaşık bir asırdır hastalık, terör, ölüm, kan ve nifak
tohumları ekilmekte. Şimdilerde ise Esad ve destekçilerinin bombaları ile kan gölüne dönmüş durumda...
Dünyanın gözünü kapatıp kulağını tıkadığı sadece seyirci olarak baktığı bu coğrafyada katliam yıllardır
katlanarak devam ediyor. Suriye'de 10 yıldır devam eden iç savaşta yüz binlerce insan hayatını kaybetti.
Milyonlarca Suriyeli evsiz, vatansız kaldı.Savaşın başladığı ilk günlerden itibaren bu acılara sahada, kah
Suriye topraklarında, kah sınırın sıfır noktasında birebir şahitlik ettim.Keşke bu acılar yaşanmasaydı da
bende bu gözlerle küçük bedenden kopan uzuvları görmemiş, kanlar içinde çığlık çığlığa olan çocukların
sesini duymamış olsaydım.Ama duydum ve gördüm o acıyı beynimde,bedenimde hissettim. O halde
sesi,gözü olunmalı bu mazlumların. Hz.Peygamberimiz (s.a.v.) öyle buyurdu; "Haksızlık karşısında
susan dilsiz şeytandır." Savaşın içinde yaşayan bu çocuklar için cümleler kurmak, onları anlatmak hiç de
kolay değil. Onlar onca acıyı, üzüntüyü, zulme karşı feryadı içinde tutarak gülümsemeye çalışan varlıklar
.Peki nasıl anlatabilirsin yada hangi duygu ile yazabilirsin bu insani dramı. Ölümün kol gezdiği yangın
yerine dönüşmüş Suriye’de savaşın en ağır bedelini her saniye, dakika çocuklar ödüyor. Suriye topraklarına
her gittiğimde, çocukların sadece yürek parçalayıcı gözyaşları olan küçük insanlar olmadıklarını fark etmeye
başladım ve şunu anladım kısacık ömürlerine yeryüzünde yaşanacak en büyük acılarını nasılda sığdırmışlardı
bedenlerine. Aslında büyümüş de küçülmüş koca yürekli insanlar olduğunu gördüm onların. Kendi halkını
katleden katil Esad’ın iç savaşında en çok etkilenenler de onlar oldu. Suriyeli çocuklar da dünyada ki her
çocuk gibi nerede, ne zaman, nasıl dünyaya geleceğini seçemedi, doğduktan sonra da aslında ne ebeveynleri
nede kendilerinin seçme hakkını kullanma şansları olamadı. Çünkü bombardımandan küçük bedenlerini
koruyamadılar, bir çoğu can verdi yatağında, parkta, sokakta. Bombadan kaçanlar, göç yoluna düşenler yolda
kurşuna ve kimyasal silaha denk geldi veya açlıktan öldüler yada soğuktan dondular. Dedim ya yeryüzünde
doğan her çocuk eşit haklara sahipken maalesef bu Suriyeli ve Suriye ile aynı kaderi paylaşan ülkelerin
çocukları için geçerli değildi. Onların payına ölüm, açlık ve savaş düşmüştü. Doğan her çocuğun eşit hakları
olduğu gibi düşleri de aslında her coğrafyada hep aynı; oyun oynamak,koşmak,eğlenmek,dondurma
yemek,uçurtma uçurmak, bisiklete binmek,parka gitmek gibi… Ama Suriyeli çocuklar düş kurmaya zaman
bulamadığı için sadece hayatta kalabilmeyi düşünürler. Çünkü onların parkları, sokakları, evleri ve en
önemlisi hayatları yıkık ve dökük. Henüz oyun çağındaki yüz binlerce çocuk yaşıtları gibi sokaklarda
doyasıya koşmak, parklarda oynamak, okula gitmek yerine daha küçük yaşta savaşın korkunç yüzüyle
tanıştı. Kalem tutması gereken eller kendi boylarından büyük silahın soğuk demirini kavradı. Bir çoğu zorla
çocuk asker yapılarak elleri oyuncak değil, silah görüyor. Misket yerine mermilerle oynuyorlar ve yaşıtları
normal koşullarda topun arkasından koştururken, onlar mayın tarlalarında adım adım ölüme doğru

koşuyorlar. İstemeseler de her biri acının gönülsüz hamalları oldular. Kısa bir süre önce UNICEF,
‘’Suriye'de her on saatte bir çocuğun yaşamını yitirdiğini ve 2 milyon 800 bin Suriyeli çocuğun okula
gidemediğini’’ açıklamıştı. Oysa ki çocuklara ölmek değil, gülmek yakışır yerkürenin her
metrekaresinde….Ölmek bazen kurtuluş olmuştu onlara, çünkü kanlı savaşta katil sürüleri küçük yaştaki
çocuklara çok ağır işkenceler yapıyordu. Savaşın üzerinden yıllar geçmesine rağmen, halen milyonlarca
çocuk açlık, korku içinde yaşıyor ve birçoğu da kuşatma altındaki bölgelerde ıstırap içinde hayatını
sürdürüyor. Yüz binlerce çocuk savaşta öldürüldü ve halen öldürülüyor, açlıktan, soğuktan, sefaletten ve
bulaşıcı hastalıklardan ölenler hariç. Ölen ve sakat kalan çocukların sayısı her an artıyor ve bununla birlikte
çocukluğun kendisi tahrip ediliyor, yok oluyor. Hatırlarsanız kısa bir süre önce Türkiye’nin ekranlarında
İdlib Atme çadır kampında yaşayan Suriyeli Mahmud muhabirin sormuş olduğu "Ceketin Nerede" sorusuna
‘’çeketim yok,babam öldükten sonra kimse bana çeket almıyor’’ cevabıyla yürekleri burkmuştu. Ekranlarda
gören milyonların yüreği acıdı, gözlerinde yaşlar aktı ve bu çocuğa ulaşıp yardım etmek istedi bir çoğu.
Mahmud’un dramı sadece milyonda bir çocuğun yaşam hikayesi. Peki diğerlerin durumu farklı mı? Değil
tabiî. Bir kaç örnek de ben yazayım; 7 yaşındaki Suriyeli Yusuf’un hayali diğer çocuklar gibi bir bisiklet,
pahalı bir oyuncak değil... ‘Suriyeli Yusuf, büyüdüğünde ihtiyaç sahiplerine yardım edebilecek kadar
zengin olmayı hayal ediyor. Büyüyünce bembeyaz kıyafetler giyip fakirlere para dağıtacağım’ diyor.
Ölümden kaçan sekiz yaşındaki Baraa, şunu söylüyor: "Okuma-yazmayı öğrenmek yerine bütün silahların
türlerini öğrendim. Mermilerin, iz mermilerinin ve plastik mermilerin isimlerini biliyorum."diyerek
savaşın kirli yüzünü bizlere bir kez daha hatırlatıyor. 9 yaşındaki Meryem ise "Beşar Esad'ın iktidarda
kalmak istemesi için neden benim bacağımı kaybetmek zorunda olduğumu anlamıyorum’’diyor. Suriyeli
kimi çocuklar ise ölmüş ebeveynlerine selam söylüyor, ölmüş babasının geleceğini ve en sevdiği oyuncağı
alacağını umutla bekliyor, kimisi de ölmüş babaya ‘seni çok seviyorum özledim gel baba’ diyor ve ekliyor
‘kardeşimi de annemi de al gel unutmayasın ha’ diye haykırıyor barışa,huzura,umuda ve gelecek güzel
günlere hasretle.Savaş çocuklardan çocukluğunu,rüyalarını,geleceğe dair umutlarını,oyuncaklarını,sıcacık bir
yatağı ve anne kucağını götürdü. Kısacası tüm hayallerini yıktı bir daha onarmamak üzere.Hepsinin geleceğe
dair hayalleri, umutları vardı, ama hiç biri gerçekleşemedi hepsi ölümle bir anda yıkıldı.Yaşasalardı kimi
adalet,hak,hukuk için okuyup hakim olacaktı,kimi insanların hayatlarını kurtarmak için doktor, kimisi
savaşsız bir ülkede yeni nesiller yetiştirmek için öğretmen olacaktı.Ölümden kurtulanlar ise savaşın
gölgesinde korkunun ve ölümün değil barışın gölgesinde huzurun ve mutluluğun resmini çizmek
istiyorlar.Onlar savaşın çocukları! kan ve barut kokusuyla geçen o günlerin bitmesini,aydınlık gelecek
günlerinin olmasını istiyorlar.Suriyeli her çocuk ülkelerinde savaşın bir an önce bitmesini ve savaşlarda artık
çocukların ölmemesini,yaşanan katliama göz yumulmamasını ve dünya ülkelerinin barışın getirilmesi için
çaba göstermesini  istiyorlar.’Ah güneş gözlü çocuklar, gökyüzünüze ambargo koyan güneşinizi
söndürenler cehennemde azabı çekecekler... Yüce Allah, mazlumları gözü yaşlı bırakmayacak, herkese
hak ettiğini zerre haksızlık yapmadan tastamam verecektir.’

Dr.İmbat MUĞLU

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar