KORONOVİRÜS BİYO-TERÖR OLABİLİR Mİ?
Dr İmbat MUĞLU

Dr İmbat MUĞLU

KORONAVIRÜS BIR BIYO-TERÖR ARACI MI?

KORONOVİRÜS BİYO-TERÖR OLABİLİR Mİ?

31 Mayıs 2020 - 18:58

‘Alışkanlık gizemli bir kayıtsızlık doğurur, mikroplar için bile’
Andrew Nikiforuk
“Şehirde yaşayanların çoğu hiçbir zaman gripten çok korkmamışlardır. Kuduz gibi bir katil ya da çiçek
gibi şekil bozucu bir hastalıkla karşılaştırıldığında grip, hoş bir sıkıntıdan başka bir şey gibi
görünmüyordu. Yüzlerce yıl önce fena halde hastalanıp ölmemek öyle bir rahatlıktı ki gribe yakalananlar
kısa bir süre için halsizleştiren hastalığa “yeni keyif”, “neşeli sohbet” “asil veba”, “yeni ahbap” ya da
“sıkıntı (grippe)” adını verdiler. Tarihçiler ve virüs uzmanlarına göre; büyük grip salgınlarının
komedyenler kadar özgün, politikacılar kadar kaypak karakterleri vardır. Genellikle arı sürüleri gibi farklı
yoğunluktaki dalgalar halinde gelirler. Hava durumuna bağlı olarak, bir salgın nüfusun %25-50’sini, o çok
bilinen ağrılar, ateşler, titremeler ve halsizlikle birlikte kısa sürede yatağa düşürebilir. Hastaların %
1'inden azı ölür” 1 “20. yüzyılda insanlık hala boyutları kestirilemeyen bilinen ya da yeni etkenlerle
bulaşıcı hastalık salgını tehdidi altındadır. 2 İnsanoğlunun varoluşu ile başlayan ve bugüne dek gelen tarihi
yolculuğu boyunca bireyler veya toplumlar birbirlerine üstünlük sağlayabilmek, hükmetmek ya da
yenmek için günün imkânlarını ve teknolojilerini tüm olanaklarıyla kullanmışlardır. Yerküre, eski
zamanlardan beri insanoğlunun çok farklı yöntem, silah, araç, gereç kullanarak türlü savaşlara ve meydan
okumalara sahne olmuştur. Bu savaş yöntemlerinden bir tanesi de biyoterörizm’dir. Biyoloji ve terör
kelimelerinin birleştirilmesi ile türetilmiş olan biyoterörizm kavramı, insanlığı kırıp geçiren hastalıkların,
insanın birtakım emellerini gerçekleştirme aracı olarak yine bizzat insan tarafından kullanılmasıdır.
Teknik tanımı ise insanlara, bitkilere ve hayvanlara zarar veren virüs ve organizmaların kasıtlı olarak
salınmasıdır. 3 Kitle imha silahları, canlılara zarar veren kimyasal, biyolojik ve nükleer silahlardır. Bu
silahlar etkilerini binalara, şehirlere ve taşıma araçlarına zarar vererek değil, canlılara zarar vererek
gösterirler. Etkilerini insanlarda, hayvanlarda ve bitkilerde çoğalıp, hastalık oluşturarak, ölümlere neden
olarak gösteren patojenik mikroorganizmaların silahlaştırılması ile oluşturulan silahlara biyolojik silah
denir. Savaşta, kimyasal silahların çok etkili olmaması, biyolojik silahların ise uzun süre büyük
miktarlarda depolanamaması nedeniyle ancak nükleer silahlarla birlikte kullanıldıklarında geniş kitlelerde
ölüme neden olurlar [ 4 -3] . Canlılara verdikleri zarar ciddi boyutta olduğu için, günümüzde bu silahların
askeri alanda kullanımına izin verilmemektedir. Bunun yanında bu silahların teröristler tarafından sivil
halka karşı veya askeri birliklere karşı kullanılabilme olasılığı vardır. Biyolojik silah etkenleri ile
savunmasız sivil toplumlara karşı yapılan terör eylemleri biyoterör olarak isimlendirilir . 5 Görünmez
ordular diye nitelendirilen ve yıkıcı etkileri olan bu hastalıklar tarihler boyu farklı isimler altında
insanoğlunun yıkımı olmuştur. Biyoterör saldırısına maruz kalmış bir ulus da yalnızca insanlar hayatlarını
kaybetmiyor. Bununla birlikte bu tür saldırılar ulusların sosyo-ekonomik yaşantısını ve geleceğini de
önemli ölçüde etkilemektedir. Ayrıca bu saldırıların genetiği değiştirilmiş bir virüs yoluyla kasıtlı olarak
ortaya çıkarılabilmesi ve çok hızlı bir şekilde yayılabilmesi küresel tehdit boyutunu ortaya çıkarmaktadır.
Biyoterör ile insan kaybı hızla ve artarak devam etmektedir. Bu nedenle bu tür salgın hastalıkların
bulaşıcılığından ve kontrol altına alınmasının güç olmasından hareketle küresel güvenliği sağlama adına
ciddi bir iş birliği gerekmektedir. Bu kapsamda ortaya çıkabilecek salgınları ve nedenlerini hızlı bir
şekilde tespit edecek güçlendirilmiş bir küresel güvenlik iş birliği ile küresel halk sağlığı temel prensipleri
dünyayı biyoterör tehdidine karşı savunmanın tek akılcı yolu olarak görülmektedir. ABD yapımı
Hollywood menşei filimler yıllardır Virüs, Mikrop, Salgın ve Pandemi Savaşı gibi konu içerikli
senaryoları işlemekteler. Bugün Koronavirüs (Covid-19)’un dünyayı adeta teslim alması ile başlayan
sürecin insanlar arasında dehşet ve korku ile devam etmesi komplo teorisi filmlerinin senaryolarının
realiteye dönüştüğünü bize göstermektedir. Korona’nın yaratmış olduğu bu etkiden dolayı bunun sıradan
bir virüs olmadığını göstermiştir. Korona insanlar üzerinde yaratmış olduğu korku ve panik psikolojisi
özelliği ile de virüsün daha hızlı yayılmasına sebep olmaktadır. Bilinmezlikler ve gerçekler bir araya
geldiğinde Koronavirüs’ün “üretilmiş” bir virüs diğer adı ile bir biyolojik silah olacağı ihtimalini
güçlendirmektedir. Koronavirus salgını öncesi dönemlerde dünyada milyonlarca insanın hayatını
kaybetmesine sebep olan ölümcül bulaşıcı salgın hastalıkların bir kısmı pandemi olarak görülürken
bazıları ise yalnızca bulunduğu bölgeye zarar vermiştir. Dünya nüfusunun artmasına bağlı olarak yeni bulaşıcı hastalıklar da gün yüzüne çıkmaya devam ediyor. Çok sayıda insanın birbirleriyle ve hayvanlarla
iç içe yaşaması sağlık ve besin önlemlerindeki zayıflıklar ile birleştiğinde hastalıkların yayılabilmesi için
gerekli koşulları sağlamaktadır. Keşfedilen yeni ticaret yolları alışılmamış enfeksiyonların yayılmasını
kolaylaştırarak küresel salgınların oluşumunda etkin rol oynamıştır. Virüs kısa sürede yaratmış olduğu
ölümcül sonuçlardan dolayı toplumda sağlık boyutu yanında psikolojik ve ekonomik boyutlarıyla da
dünya genelini etkilemiş, uzun bir sürede etkilemeye de devam edeceğe benziyor. Ama şu bir gerçek ki
Korona’nın dünyanın her yanını kısa sürede etkisi altına alması, yüzbinlerce insanın ölümüne sebep
olması, enfeksiyonun önceki viral enfeksiyonlara göre daha hızlı yayılması gibi sonuçlara bakıldığında
Koronavirüs’ün sıradan bir virüs olmadığı ortadır. Son yarım asırda karşımıza çıkarılan SARS, SADS,
MERS, Kuş Gribi, Domuz Gribi, Ebola ve “Korona”ya bakıldığında dünyanın neredeyse tamamına bir
anda sanki sistematik bir yönetim anlayışıyla yayılan bu virüslerin biyolojik terör olması ihtimalini akla
getirmektedir. Bugün kilometrelerce uzakta olduğunu düşündüğümüz bir yerde var olan bir salgın hastalık
önceden bizi endişelendirmezken artık aynı gün içinde o virüsün bize bulaşmayacağının bir garantisi
yok. 6 Günümüzde biyolojik silahlar, sadece terör örgütlerinin kullandığı bir araç değil uluslararası aktör
ülkelerinde kullanmaya çalıştığı bir araç olmuştur. Teknolojisi gelişmiş birçok ülkenin ulusal biyo
güvenlik laboratuvarları olduğu bilinmektedir. Çin’de bu ülkelerden bir tanesidir. Koronavirüsünün çıkış
noktası olan Wuhan kenti Çin'in ekonomik güç merkezlerinden biridir. Durum böyle olunca Çin’in hızlı
büyümesinden endişe duyan dünyanın mevcut etkili aktörlerinin biyolojik saldırı için bu kentin seçildiği
tezi ortaya çıkmaktadır. Bu planın baş aktörünün ABD olduğu ve Çin’in ekonomik ve finansal
sektörlerini felç etmek istediği için bu yönteme başvurduğu iddia ediliyor. Çin Dışişleri sözcüsü Lijian
Zhao, “Salgını Vuhan'a getiren Amerikan ordusu olabilir” demesi gündeme gelen iddiaları destekler
nitelikte olmuştur. Yine Korona’dan en çok etkilenen ülkelerden biri olan İran; ABD'nin İran ve Çin'de
koronavirüsü yayarak biyo-terör saldırısı düzenlediğini iddia etti. Koronavirüsü dünyayı etkisi altına
alarak tüm ülkelerin hem ulusal hem de uluslararası mevcut geleneksel yönetim, sevk ve idarelerini dahi
değiştirmiş durumda. Ülkelerin yöneticileri uzaktan yöntemle yani sanal ortamda ülkelerini yönetmeye
çalışıyorlar. Dünyanın birçok ülkesi okulları tatil etmiş eğitimleri internet üzerinde online olarak vermeye
başlamış vaziyetteler. Ülkelerin yöneticileri diplomatik görüşmelerini dijital araçlar üzerinden
gerçekleştirmeye başlamış durumda. Sonuç olarak, dünya sanal hayat ile her açıdan eve haps oldu.
Küresel aktörlerin uzun zamandır yaşamın her alanını dijitalleştirmek için vermiş olduğu çalışmalar sanki
hedefine ulaşmış gibi görünüyor. Oluşturulan bu sanal dünyanın önümüzdeki günlerde en çok
konuşulacak olan konulardan bir tanesi de Kripto para, internet parası ya da bilinen en yaygın adı ile
Bitcoin olacaktır. Uzunca bir süredir online bir para birimi yaratma peşinde olan küresel güçler Korona
salgını ile bu süreci hızlandırmış oldular. Bir virüsün koca dünyayı karantinaya aldığı bu günlerde
geçmişi sorguladığımızda insanlığın bugünleri yaşayacağının temeli yarım asır önce atıldığını net bir
şekilde görmekteyiz. Şöyle ki 1970’lerde Henry Kissinger şu sözleri ile dile getirmişti; ”Nüfusun
azaltılması üçüncü dünya ülkelerine karşı temel politikamızdır. Çünkü ABD’nin az gelişmiş bölgelerdeki
petrol, maden ve diğer kaynaklara olan ihtiyacı artacaktır.” Kissiger’ın ifadelerinden sonra yorumu siz
değerli okuyucularıma bırakıyorum. 7 Yaklaşık 8 milyarlık dünya nüfusunun 1,5 milyarlık nüfusunu
barındıran Çin, büyük coğrafyası, sürekli artan nüfusu, giderek güçlenen ordusu, doymak bilmeyen enerji
ve ham madde iştahı, küresel piyasada hâkimiyet kuran büyük şirketleri ve büyüyen ekonomisiyle başta
ABD olmak üzere birçok küresel güç odaklı ülkeyi korkutuyor. Çin, tüm küresel piyasada ürünleriyle
hâkimiyetini ilan etmiş durumda. Donald Trump Çin’i durdurmak için gümrük ambargolarını devreye
sokarken Çin, karşı hamlelerle Trump’ın politikalarını etkisiz hale getiriyor. Bu hızlı yükseliş ile
ABD’nin açıktan Çin’e bir ticari savaş başlattığı fazlaca dillendiriliyor. Koronanın bir “laboratuvar
virüsü” (ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da koronavirüsün Çin’deki bir laboratuvardan çıktığını
iddia etmişti. Çin Kızılhaç Başkanı Chen Zhu, Çin’in salgın bitene kadar uluslararası uzmanların hiçbirini
koronavirüsün kaynağını soruşturmak için ülkeye giremeyeceğini söylemişti 8 ) olduğu savı üzerinde yola
çıkıldığında benzer birçok örneğini tarihsel süreçte yaşandığı gerçekliğini de bir kez daha hatırlamamıza
sebep olunmaktadır. Örneğin ABD’nin tescili için 2007’de patent müracaatında bulunduğu, 2010’da da
patent aldığı Ebola, müracaat tarihinden yaklaşık 6 yıl sonra yani ilk olarak Aralık 2013 tarihinde Gine'de
başlayıp Liberya, Sierra Leone başta olmak üzere Batı Afrika ülkelerinin birçoğuna yayılmıştır. Ebola
salgınına bağlı olarak on binlerce ölüm meydana gelmişti. Peki, amaç neydi? Afrika’yı dizginlemek,
nüfusunu azaltmak mı yoksa korku ve dehşete sürükleyip ilaç/aşı satarak trilyon dolarlar kazanmak mı?

Geçmişte yaşanan bu ve buna benzer yaşanmışlıklara paralel olarak ilaç şirketlerinin doymak bilmeyen
para kazanma iştahlarını da göz önünde bulundurduğumuzda Koronavirüsü’nün laboratuar ortamında
geliştirilip başta Çin olmak üzere dünyaya yayılması pek zor olmasa gerek. Bu hesapları yapan ülke veya
şirketler virüsten dolayı insanlar arasında yaşanan korku, endişe ve çaresizliğin tavan yaptığı bir dönemde
sahneye bir kahraman edası ile çıkıp; bilim adamlarımız, yoğun bir iş temposu ve özveri ile yaptıkları
laboratuvar çalışmaları ve deneyler sonucu Koronavirüsün antivirüsünü bulduk demeleri kaçınılmaz bir
sonuçtur. Makaleyi yazdığım (19 Mayıs 2020, Saat 04.05) gün itibari ile dünya genelinde vaka
sayısı  4.731.458 9  , ölümün ise 316.169  olduğu bir durumda virüsün doğum yeri olan yaklaşık 13
milyonluk nüfusu barındıran Wuhan kenti özelinden 1,5 milyar nüfusu olan Çin’in tablosuna
bakıldığında; vaka sayısının 84.500, ölümlerin 4645 10 olması düşündürücü.

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Pınar Yıldız
    1 ay önce
    Uzmanlar koronavirüs aşısı bulunmadığı sürece önümüzdeki yıllarda da devam edeceğini söylemektedirler. Diğer ülkeler 2. dalgadan korkmaktadırlar ülkemize 2.dalga veya önümüzdeki kış aylarında tekrarlayacak olursa Gıda ürün tedarik zinciri bozulmayacaktır. Uzun mesafe nakliyat yapanlar havayolu ekipleri ve sağlık görevlileri gerekli önlemleri alarak bizlere güzel çözüm bulacaklardır. Şehirler arası nakliyatyapanlar sebze meyve ve diğer gıda alışverişin devam etmesi için çalışmalarına devam edecektir. Her platformda bu şekilde bilgilendirme yapılması insanlarımız için önemli olduğunuz düşünmekteyim.

Son Yazılar