Reklam
ATAM
Dr İmbat MUĞLU

Dr İmbat MUĞLU

KORONAVIRÜS BIR BIYO-TERÖR ARACI MI?

ATAM

26 Nisan 2020 - 21:06

 

Sevgili ATAM, Çin’de ortaya çıkan ve kısa bir süre sonra tüm dünyayı ablukaya alarak ölüm
tehdidi yaymaya devam eden yeni tip Koronavirüs hastalığı Türkiye’yi de sarmış durumda…
Dünya’da hal,vaziyet bu iken, bundan tam bir asır önce dualarla, tekbirlerle, salavat-ı
şeriflerle açılışını yaptığınız Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve dünya da bir ilki
gerçekleştirerek çocuklara armağan ettiğiniz 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk
Bayramı’nın “100.Yıldönümü” virüs salgını nedeniyle bu yıl kutlamaları saat 21.00’de, ülke
genelinde balkonlardan ve pencerelerden İstiklal Marşımızı tek ağızdan okuyarak
gerçekleştirdik. Kutlamalar bununla sınırlı kalmadı tabiî ki, apartmanlar ay yıldızlı al
bayrağımız ve sizin posterlerinizle süsledindi. Ülkenin geleceğini emanet ettiğiniz ve 23
Nisan Bayramı’nı armağan ettiğiniz milyonlarca çocuk en güzel kıyafetlerini giyip 23 Nisan
şarkıları söyledi, şiir okudu ve video hazırladı. Bu videoların her birinde Cumhuriyet’in
sarsılmaz bekçileri, yarınlarımızın teminatı çocuklarımız sizlere
minnettarlıklarını,sevgilerini,saygılarını,teşekkürlerini iletirken bir yanda da koronavirüs
tedbirlerinden dolayı bu yıl Anıtkabir’de istirahatgahınıza ziyarete gelemedikleri için
hüzünlerini anlattılar.Hele öyle bir video var ki ATAM, tüylerimi diken diken eden, yüreğimi
sızlatan, gözyaşlarına boğulmama sebep olan.23 Nisan’ı huzurunuzda büyük bir coşkuyla,
gururla kutlamayı bekleyen çocuklarımızın maalesef büyük bir hüsran yaşayarak
ziyaretlerinize gelemeyişlerini şöyle ifade etmekteler.İlk çocuğun ‘Gelemem ATAM’ diye
başladığı, ikinci çocuğun, ‘Bu sene gelemem’ diye devam eden, arkasında bir başka
çocuğun, ‘Bende gelemem, hediyenin yüzüncü yılında yanına gelemem ATAM’ dedikten
sonra hepsinin birlikte ‘Bil ki izindeyiz ATAM’ söylemi ile devam eden ve ‘Sen yoksun ya
böyle, ıssız Ankara, sensiz Ankara’ diye biten bir haykırış,bir özlem videosu.Daha nice bu ve
buna benzer videolar var ATAM. O kadar çok etkilendim ki ATAM, çocuklarımızın bu
özlemini size anlatayım diye giydim takım elbisemi, atladım arabaya vardım işte huzurunuza.
Aslanlı yoldan önce beni her biri aslan parçası olan Mehmetçiklerimiz selamlayarak
karşıladılar. Sonra yürüdüm 262 metre uzunluğundaki Aslanlı Yolda, 24 Türk Oğuz boyunu
simgeleyen 24 Aslan eşliğinde. Şimdi Aslanlı Yolun hemen sonunda bulunan 15 bin kişi
kapasiteli tören meydanında tek başınayım. Oysa her 23 Nisan’da dolar taşardı bu alan. Olsun
gam yok, tasa yok yine gelecek o güzel günler ve ayrıca ben şimdi milyonlar adına buradayım
ATAM. Biliyorum, "Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim
fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir" demiştin ama ben
yine de duramadım. ATAM ben şuan huzurunda her ne kadar sivil takım elbise ile dursam da

aslında ecdat Mete Han tarafından M.Ö. 209 yılında kurulan ve sizin de BAŞKOMUTAN’
lık yaptığınız Şanlı Ordumuzun 1998 den beri bir neferiyim. Şöyle çevreye etraflıca
bakıyorum 750 bin metrekarelik ANITKABİR alanında sadece ben, saygı nöbetini tutan
Mehmetçik ve siz varsınız Başkomutanım. Ondan mütevellit rahat rahat konuşabilir miyim
ATAM. Sanki ‘Rahat ol, konuş asker ’ dediğini duyar gibiyim. Hemen esas duruştan rahat ol
vaziyetine geçtim. Ve başladım geçen yüzyılda yaşananları bir bir anlatmaya. Komutanım;
sizden sonra çok şey değişti; kurallar, prensipler, amaçlar, hedefler ve insanlar. Türkiye
Cumhuriyeti darbe, muhtıra, postmodern darbe ve darbe girişimlerine maruz kaldı.
Demokrasinin ilk darbesi 27 Mayıs 1960 İhtilali ile başladı, 22 Şubat 1962 Ayaklanması, 12
Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980 Askeri Müdahalesi, 28 Şubat 1997 Post-Modern Darbe,
27 Nisan 2007 e-muhtıra ve son olarak 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişimi ile devam etti.
Şan ve şerefle dolu olan ülke tarihimize ne yazık ki yapılan darbelerin her biri birer utanç
tablosu oldular. ATAM bizlere hep çalışmayı, ileri gitmeyi öğütledin ve  "Çalışmak demek,
boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü
uygar buluşlardan azami derecede istifade etmek zorunludur" dedin ama ne yazık ki
biz iletişim çağının kolaylıklarını yanlış anlamış olmalıyız ki; çünkü her birimiz sosyal medya
kahramanlığına soyunarak, cephede savaşmayı bıraktık, bilgisayar başında klavye ile,
birbirimize saldırıp, memleketi oradan kurtarmaya çalışıyoruz. Bununla birlikte sadakat,
liyakat unutuldu, makama güç verenler yerine, makamdan güç alanlar çoğaldı şimdilerde...
Balıkların suya küstüğü, çiçeklerin filiz vermeye korktuğu bir dünyada yaşıyoruz artık…
Sadece bunlar mı ? Misal bizlere; "İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici
Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil,
bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın
ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim,
onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz.
Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!" dedin ama bu
sözleri gerçekten anlamayan o kadar çok kişi var ki çoğu sadece ‘İki Mustafa Kemal vardır:
Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal’ dediğiniz Mustafa Kemal’i anladığını düşündü,
ama onu da yanlış anlamış olmalı ki ya her yıl 10 Kasım’da yada dost meclisinde iki özlü söz
söyleyerek seni anımsadıklarını düşünüyorlar. Cumhuriyet’imizin onuncu yılında "Türk
milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk
milleti; milli birlik ve beraberlik içinde güçlükleri yenmesini bilmiştir" demiştin. Kızma ne
olur, çatma kaşlarını ATAM, maalesef birlik ve beraberliğe her zamankinden çok ihtiyacımız
olduğu bu dönemde; herkes birbirini ötekileştirmeye, dışlamaya çalışıyor. Siyasette başta

olmak üzere yaşamın her alanında  herkes sadece kendi gibi düşünenlere tahammül ediyor,
onlara anlayış gösteriyor, onlarla yol yürüyorlar. Tüm bunların yanında umudumuzu hala
yitirmedik ATAM. Yine Onuncu Yıl Nutku’nda bahsetmiş olduğun ‘’Bugün, aynı inanç ve
kesinlikle söylüyorum ki, millî ideale, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin
büyük millet olduğunu bütün uygar dünya, az zamanda bir kere daha tanıyacaktır.’’
ATAM işte tam burada şunu belirtmek isterim ki tüm ömrünüzü adayarak kurmuş olduğunuz
Türkiye’m küresel salgına karşı çok şükür en iyi mücadeleyi veren ve sağlık ekipmanları
konusunda da dünyanın en önde gelen ülkesi konumunda. Dünya’ya örnek olan Türkiye, aynı
zamanda milli imkânlarla üretilen tıbbi yardım paketlerini de ihtiyacı olan ülkelere
gönderiyor. Bu ülkelerin başında Trablusgarp Savaşı’nda karşı cephenizde olan İtalya’ya,
Balkan Savaşları’nda karşı cephenizde olan Bulgaristan, Sırbistan’a ve aynı zamanda
ecdadın yadigarı olan Kuzey Makedonya, Kosova, Karadağ, Arnavutluk, Bosna-Hersek'e,
Çanakkale Savaşı ve Suriye-Filistin Cephesi’nde karşı cephenizde olan İngiltere’ye ,
Doğu (Kafkas) Cephesi’nde karşı cephenizde olan Rusya’ya, Birinci Dünya Savaşı’nda
hem ittifak hem de itilaf devletlerin tamamına yakınına ABD dahil ve Paşam sizin emir
komuta ettiğiniz kahramanlık destanlarının yazıldığı Kurtuluş Savaşı’nda karşı cephede ki
devletlerin bir çoğu ile bunların dışında kalan Çin, Almanya, İspanya, İrlanda, İran,
Tunus, Somali, Filistin, Güney Amerika ülkesi Kolombiya,Gürcistan,  Afrika
ülkelerinden Gine, Lesotho Krallığı, Özbekistan, Sri Lanka, Moğolistan,
Uganda,Macaristan, Can Azerbaycan ve Yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nde aralarında bulunduğu 60 yakın ülkeye uçaklar dolusu malzeme
gönderdik.Bunun dışında köprüler, yollar, havalimanları,hastaneler,okullar,camiler,parklar ve
daha nice güzel eserler her gün yüce milletimizin hizmetine sunuluyor. Kültürümüze ve
değerlerimize sahip çıkmaya çalışıyoruz. Birçok konularda sesimizi dünyaya duyurabildik.
Millileştirme ve yerlileştirme ile birlikte dışa bağımlılığı azalttık. İHA ve SİHA’mız ile
birlikte silah sistemimizin %70, mühimmatlarımızın %100 milli ve yerli. Sanayi,teknoloji ve
endüstri kuruluşlarımızı her geçen gün gelişmekteler.Kalkınma yolunda da çok ciddi hamleler
ve adımlar attık.Bize emanet ettiğiniz bu eşsiz topraklarda ayakta kalmak ve daima güçlü
olmak gerektiğini öğrendik ATAM. Ne olursa olsun yolundan ayrılmamaya, söz veriyoruz.
Bunca yaşananlara rağmen hala ayakta kalabilecek gücümüz, yarınlara adadığımız
umudumuz, gerçekleşmesini istediğimiz ve günün birinde gerçekleşeceğine inandığımız
düşlerimiz varsa, bu sana olan sevgimizdendir.
Sen rahat uyu ATAM! Türkiye’m emin ellerde.

Dr.İmbat MUĞLU

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar